Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Prof. Dr. Ali Erbaş: Kendi değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez!

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, çevrimiçi düzenlenen “II. ADRB Vaizleri ve Koordinatörleri Hizmet İçi Eğitim Programı” açılışında konuştu, aile konusunda medyanın etkisine işaret ederek; “Aile değerlerimize uygun, ailemizi korumaya ve güçlendirmeye yönelik yayınlar yapması medyanın en büyük ve başta gelen sorumluluğudur. Esasen, dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez.” dedi. 
 Prof. Dr. Ali Erbaş: Kendi değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez!
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Çevrimiçi düzenlenen ve 250’den fazla koordinatörün katıldığı “II. ADRB Vaizleri ve Koordinatörleri Hizmet İçi Eğitim Programı” açılışında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, insanın yeryüzü serüveninin Hz. Âdem’in eşi Havva ile bir aile olarak başladığını belirterek; “Rabbimiz; aynı hedefe yürüyen, aynı emeli büyüten, aynı erdemleri yücelten, aynı ideallerle hayata bakan bir bütün olabilmek için bizlere aile olmayı emretmiş, vedûd ismi celilinden meveddet gibi katıksız ve karşılıksız bir sevgiyi, varlığının bir delili olarak aileye lütfetmiştir.” dedi. 

Varlığında sayısız hikmetler barındıran ailenin; sevgi, merhamet, sadakat, adalet ve ihsan gibi temel değerler üzerine inşa edildiğinde, insanın sekinet bulduğu, güvende olduğu, korunaklı bir yuvaya dönüşeceğini vurgulayan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, “Aynı zamanda bu yuva bireyin inancının, duygu ve düşüncelerinin, ahlâkî yapısının, hayata bakış açısı ile estetik değerlerinin kısacası kimlik ve kişiliğinin oluştuğu en temel eğitim ocağıdır. Bu ocak bir milletin hafızasını istikbale taşıyan, inancını, kültürel değerlerini, mirasını, gelecek nesillere aktaran bir köprüdür. Dolayısıyla bir milletin kaim ve daim olmasının yolu sorumluluk sahibi ahlaki erdemlerle bezenmiş muhkem bir aile yapısının inşa edilmesi ile mümkündür. Aile bu anlamda bir medeniyet nüvesidir ve bu nüve aynı zamanda toplumun mihenk taşıdır.” ifadelerini kullandı. 

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Günümüzde bireysel, sosyal ya da küresel boyutta yaşanan bütün sıkıntıların ya da güzelliklerin aileyle bir ilişkisinin olduğuna dikkati çeken Başkan Erbaş, “Daha iyi bir hayat için muhtaç olduğumuz temel değerler öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma ve dünyaya huzur katacaktır.” diye konuştu. 

İslam dininin ailede fedakârlığın, sorumluluk bilincinin, istişarenin, karşılıklı yardımlaşma, saygı ve anlayışın hâkim kılınmasını; eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini; sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntıların paylaşılmasını, ortaya çıkan birtakım problemler karşısında sabırlı ve anlayışlı davranılmasını emrettiğini vurgulayan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, şunları kaydetti:

“Ailede fedakârlık ve sorumluluk bilinci egemen olmalıdır”

“Yüce Rabbimiz; ‘Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin.’ ayet-i kerimesiyle, ailenin bir esenlik kaynağı olduğuna dikkatimizi çekmektedir. Her konuda insanlığa en güzel örnek olan Peygamberimiz (s.a.s.)ise ‘Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.’ hadis-i şerifiyle bizlere; ailede güzelliğin, iyi davranışın, güler yüz ve nezaketin önemini hatırlatmaktadır.

“Yaşadığımız çağda değerlerin zayıflamasından en fazla aile kurumu etkilenmektedir”

Bencilliğin ve çıkar ilişkilerinin girdabı içinde huzurun kaybedildiği, sevginin maddi kaygılar içerisine hapsedildiği bir dünyada, şüphesiz bu durumdan en çok aile değerleri zarar görmekte, sevgi ve rahmetin merkezi olan aile, şiddet ve nefretin mekânı haline gelmektedir. Ailelerde yaşanan olumsuzluklar ise zamanla toplumun genel problemleri haline gelerek, aile-toplum sarmalında hayatı kuşatmaktadır.”

“Kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez”

Bu noktada özellikle medyanın işlevine dikkat çekmek istediğini belirten Erbaş, “Aile değerlerimize uygun, ailemizi korumaya ve güçlendirmeye yönelik yayınlar yapması medyanın en büyük ve başta gelen sorumluluğudur. Esasen, dünyanın hiçbir yerinde kendi milletinin değerlerini yıpratan bir medyanın varlığı düşünülemez.” dedi. 

Bugün aile kurumunun zayıflamasında ve ailevi sorunların yaygınlaşmasında medyadaki özensiz yayınların önemli bir etkisinin olduğunu dile getiren Başkan Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Zira olumsuzlukları sıradanlaştıran, mahremiyeti hiçe sayan, şiddete teşvik eden, gayri meşru ilişkileri özendiren, sadakati önemsizleştiren, sorumluluk duygusunu hiçe sayan yayınlar aileyi tahrip etmektedir.  Ayrıca medeniyetimizden tevarüs ettiğimiz aile ahlakı ve değerlerini yozlaştıran ve yıpratan her türlü söylem, tavır ve politika nesillerimize ve geleceğimize en büyük kötülüğü yapmaktadır. 

“Hiçbir gerekçe ya da meşgale aile olmayı ertelemeye ve aileyi ihmal etmeye, ilgisizliğe mazeret olamaz”

Bir sorunu çözmek için önce sorunun gerçek sebeplerini bulmak gerekir. Bugün Türkiye genelinde yapılan araştırmalara göre boşanmalardaki en büyük sebep, sorumsuz ve ilgisiz davranma olarak ortaya çıkmaktadır. Hangi açıdan düşünürsek düşünelim hiçbir gerekçe ya da meşgale aile olmayı ertelemeye ve aileyi ihmal etmeye, ilgisizliğe mazeret olamaz. Hiçbir meslek ya da hedef aile olmaktan, anne olmaktan daha önemli kabul edilemez. Hiçbir sorumluluk baba olma sorumluluğundan daha büyük olamaz.

Elbette hayatın her alanında olduğu gibi ailede de zaman zaman zorluklar, kırgınlıklar, gerilimler olması mümkündür. Önemli olan karşılaşılan sıkıntıları, haksızlığa yol açmadan, sabır, fedakârlık ve adalet duygusuyla aşmaya çalışmaktır. Ailede herhangi bir sorun ortaya çıktığında gerek kadın gerekse erkek için başvurulacak ilk merci, akl-ı selim olmalıdır. Vicdan, güzel ahlak, sorumluluk bilinci ve fedakârlık olmalıdır. 

Temel ilkelerini yüce dinimiz İslam’dan alan, kültür ve geleneğimiz içinde karakteristik özelliklere sahip olan aile yapımızı, özünü yitirmekten ve yozlaşmaktan korumak hepimizin müşterek ve en temel sorumluluklarımızdandır. Dolayısıyla öncelikle ailede hayat bulacak, oradan topluma yayılıp dünyaya huzur katacak iyilikleri ve ahlaki değerlerini inşa etme ve yaşatma idealini kuşanan herkese önemli yükümlülükler düşmektedir. 

“Diyanet İşleri Başkanlığımız her alanda milletimize rehberlik eden bir teşkilattır”

Milletimizi ailenin önemi hakkında dinî açıdan doğru bilgilendirmek, bu alanda manevi destek sunmak Başkanlığımızın sorumluluk alanına girmektedir. 

Başkanlığımız, bir taraftan vaaz ve hutbelerle devam eden cami içi din hizmetlerinde ahlâkî değerlere yönelik vurgusunu sürdürürken, diğer taraftan da cami dışı din hizmetlerinde bu değerlerin pratiğe dönük yüzü ile toplumu tanıştırmayı hedeflemektedir. 

Kur’an kurslarında yıl içinde kadınları, yaz sürecinde ise çocukları muhatap alan sosyo-kültürel etkinlikler, yaşarken öğrenme ve modelleme yoluyla ahlak gelişimine katkı sağlamaktadır. 

Yürütülen tüm bu hizmetler içerisinde Aile ve Dini Rehberlik Bürolarının hizmetleri hayati bir öneme sahiptir. 81 il ve ilçe müftülükleri bünyesinde hizmet veren 401 Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımız ve burada görev yapan 3070 hocamızla ailelerin korunması ve güçlendirilmesi hususunda manevi danışmanlık ve dini rehberlik hizmeti sunmaktayız. Büyük bir özveri ve hizmet aşkı ile çalışan, nice insanımızın hayatına dokunan Aile Dini ve Rehberlik alanında çalışan hocalarımıza can-ı gönülden teşekkür ediyor, başarılı hizmetlerinden dolayı kendilerini tebrik ediyorum.

Kıymetli Kardeşlerim,

Aileyi koruyan ve ayakta tutan dinî ve ahlâkî değerlerin yaşatılması, kuru bir eğitim müfredatından ziyade “gönül dilini” kullanmayı ve projeler eşliğinde “erdemlerin hayata geçirilmesine yönelik adımlar atmayı” gerekli kılmaktadır. 

Bizler esasında Hademe-i hayrat yani hayra, iyiliğe hizmet eden bir topluluğuz. 

Hademe-i hayrat, yaşadığı çağın ihtiyaç ve beklentilerini hesaba katarak hizmet üretmelidir. Doğru bilgiyle milletimize rehberlik etme, hikmetli sözle hakka çağırma, ahlaklı davranışla örnek olma gibi büyük ama mukaddes bir yükü taşımanın sorumluluğunu yüklenmelidir. 

Girmedik gönül çalınmadık kapı bırakmadan, gönülden gönüle köprüler kurarak toplumun her kesimine ulaşarak, kırık kalpleri siz onarmalı, acıyan yaraları siz sarmalısınız. 

En büyük imkânımız; imanımız, samimiyetimiz ve gayretimizdir. 

Yaptıklarımızın Allah katında karşılığı, samimiyetimize göre belirlenecektir. Samimiyet için mesleğimizi sevmek oldukça önemlidir. Samimiyet için, başkalarının iyiliği adına çalışmaktan huzur duymak gerekir.  

İhlâs ve samimiyeti kuşanmak, bizlere bitip tükenmek bilmeyen bir sermaye verecek ve manevi bereketin kapılarını açacaktır. 

En tükenmez hazinemiz, hakikatin bilgisine sahip olmaktır. 

Bugün dünya, bilgi ile kurduğu yanlış ilişkinin sonuçlarıyla acı bir şekilde yüzleşiyor. Zira batı, bilgiyi önemsemiş ama inancı ve ahlakı öteleyerek, bilgiyi insanlığın felaketine kullanmıştır. İslam dünyası ise bilgiyi ihmal etmenin bedelini ödemektedir. Ve maalesef bugün bizler, bilginin önemini idrak edememenin sancısını yaşıyoruz. Hâlbuki hepimiz A’lak Suresinin ‘oku’ emrini biliyor; Zümer Sûresi 9. ayetinin; ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ hükmünü anlatıyoruz. O halde her birimiz geniş bir ufka ve bilgi birikimine sahip olmak durumundayız. Bunun için, seçici ve doğru okumalar yapmalısınız. 

“En sağlam dayanağımız, Kur’an ve sünneti referans almamızdır”

Kalplere etki etmek ve akılları doğruya yöneltmek için Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeden daha güçlü ve etkili söz olabilir mi? Elbette sözümüzü tesirli kılmak için temel kaynağımız Kur’an ve sünnet olmalıdır. Bunun yanında tabi ki aktüel bilgiyi de ihmal edemeyiz. Sosyal bilimler, edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji ve teknoloji, okumalarımız bize çok farklı kazanımlar sağlayacaktır. 

Bilhassa çalıştığınız alana dair aile konularında okumalar yapmanız sizi çağın ihtiyaçlarına cevap verme ve projeler üretme noktasında güçlendirecektir. Elinizde, masanızda, gündeminizde her daim aileyle ilgili bir kitap, bir araştırma, bir makale olmalıdır. Sizler aileyle ilgili her çalışmayı, her gelişmeyi takip etmeye çalışmalısınız.

“En etkili irşadımız; aile yaşantımızla örnek olmamızdır”

Nebevî bir görevi ifa etme sorumluluğuna sahip olanların dikkat etmeleri gereken en önemli husus, sözün en doğrusunu ve güzelini söylemek, ahlakı ve yaşantısı ile de çevresine en güzel örnek olmaktır. 

Yeni bir medeniyetin inşasını gerçekleştiren Hz. Peygamber, (s.a.s), bunu aile fertlerinden başlayarak yapmıştır. Vahyi ilk tebliğ ettiği kişi hayat arkadaşı, vefakâr eşi olan Hz. Hatice’dir. Bu meyanda insanın öncelikle iyiliği emredip, kötülükten sakındıracağı kişiler, birbirlerinin velisi ve hamisi olan ve birbirlerinin üzerinde en çok hakları bulunan aile fertleridir.

Nitekim yapmadıklarımızı söylediğimizde sözün tesiri kaybolacak, yaşanmayan bilginin etkin gücü olmayacaktır. Diğer taraftan en önemli şiarımız, güven veren ve güvenilen bir insan olmaktır. 

Bu itibarla temsil sorumluluğumuzun, tebliğ vazifemizden daha önemli olduğunu düşünüyorum.

En çok ihtiyaç duyacağımız şey; yüce bir ideal, adanmışlık ruhu ve bitmeyen bir heyecandır.

“İdealinizi büyük, heyecanınızı canlı tutun ve kendinizi önemseyin”

Bu manada, en büyük idealimiz, rıza-i bâri için yüce dinimiz İslam’a, aileye ve tüm insanlığa hizmet etmek olmalıdır. En büyük bahtiyarlığımız, bu uğurda adanmışlık ruhu ile çalışmak olmalıdır. Zira bu ulvî ideal uğrunda ortaya koyacağımız özverili gayretlerimiz, mutlaka meyvelerini verecektir. Bu ise heyecanımızı daha da artıracak ve çalışma azmimizi daha da güçlendirecektir. 

İnanıyorum ki Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütün mensupları, fedakâr ve özverili çalışmaları ile özellikle Aile ve Dini Rehberlik Bürolarımızın yaptığı hizmetlerle milletimizin aile huzuruna rehberlik etmektedir. Bu çalışmalar hepimizin katkıları ile her geçen gün nitelik ve nicelik olarak daha da gelişecek ve güçlenecektir.”

Kaynak: Diyanet Haber

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın