Yazı İçi Başlık Üstü Reklam Alanı

Bir ilim ve gönül insanı Ahmet Muhtar Büyükçınar

Yazı İçi Başlık Altı Reklam Alanı
İlim ve irfanla dolu bir ömür geçirmiş, hiç kimseyi incitmemiş, kimseden de incinmemiş bir gönül insanı, Ahmet Muhtar Büyükçınar.
 Bir ilim ve gönül insanı Ahmet Muhtar Büyükçınar
Yazı İçi Makale Üstü Reklam Alanı

Bünyamin Albayrak
Ahmet Ünal

Kendini okumaya ve okutmaya adamış bir dava adamı. İlim ve irfanla dolu bir ömür geçirmiş, hiç kimseyi incitmemiş, kimseden de incinmemiş bir gönül insanı, Ahmet Muhtar Büyükçınar.

İçerik Sayfası Reklam Alanı
 

Ahmet Muhtar Büyükçınar, 1920 yılında Gaziantep’te dünyaya gelir. Babası Mehmet Nuri, annesi Münevver Hanım’dır. 

Münevver Hanım, Ahmet’ini dünyaya getirdikten kısa bir süre sonra hastalanır. Ölüm döşeğinde biricik yavrusunu annesine emanet ederek şu vasiyette bulunur: “Anneciğim! Yavruma sahip çık ve Kur’an-ı Kerim’i ona öğret. Bu dediklerimi yaparsan ruhum şad olur.”  

Ahmet Muhtar’ın anneannesi kızının vasiyetini yerine getirmek üzere kendini torununu okutmaya adar. “Yavrumu okutamadan ölürsem kızım Münevver’e ne cevap vereceğim.” diyerek öksüz Ahmet’ini alarak Şeyh Camii’ne götürür. Ahmet Muhtar ilim yolculuğuna ilk olarak bu camide başlar. Burada sülüs, nesih ve rika yazılarını da öğrenir.

Ahmet Muhtar, geçimini kendi başına temin etmek üzere ilim yolculuğuna bir müddet ara verir ve gencecik yaşına rağmen şehir şehir ilçe ilçe dolaşır. Nihayetinde Tarsus’a gelir. Burada hastalanır. Ellerini semaya açar, “Ya Rabbi! Artık beni gurbetlerde gezdirme! Yönümü memleketime çevir! Peygamberimin dili olan Arapçayı bana öğret!” diye Rabbine niyazda bulunur. 

On yedisine kadar diyar diyar dolaşan Ahmet Muhtar’a, Gaziantep’e tekrar dönmek nasip olur. Önce Şeyh Camii’ne gider, orada bir aylık Kur’an eğitimi alır. Daha sonra Nasır Camii’ne, Hafız Tevfik Efendi’nin yanına varır. Tevfik Efendi, Ahmet Muhtarı karşısına alır ve “Evladım! Sana ders vermeyi ben kabul ediyorum. Ancak üç şartım var. Eğer sen bunları kabul eder ve hayatın boyunca bu şartları yerine getireceğine söz verirsen her türlü sıkıntıya göğüs gererek seni okutacağım.” der ve şartlarını genç Ahmet’e şöyle bildirir: “Birincisi, ben hiçbir ücret almadan sadece Allah rızası için seni okutacağım. Sen de bana söz ver. Okumak isteyen hiç kimseden ücret almayacaksın. İkincisi, okuduklarını sadece öğrenmek için değil uygulamak ve yaşamak için okuyacaksın. Üçüncüsü, ömrünün sonuna kadar günahlardan sakınacaksın.” Ahmet Muhtar hocasının bu üç şartını da kabul eder ve burada kendini yetiştirmeye gayret eder.

Ahmet Muhtar’ın nihai hedefi Mısır’dır. Bunun için önce Halep’e gider. Halep’te Zeynelabidin Hoca, onun oğlu Muhammed Hoca, yeğeni Ahmet Hoca ve devrin sayılı âlimlerinden biri olan Selim Hoca’dan aynı anda dersler almaya başlar. O, ilim öğrenirken kimseye de yük olmaz. Burada da bir dokuma tezgâhı kurar ve geçimini  temin eder.  

Ahmet Muhtar, ilim yolculuğunda dur durak bilmez. Şimdi yolculuk sırası Şam’dadır. Burada, Mısır el-Ezher Üniversitesine gidebilmek için Mısır Konsolosluğuna vize başvurusu yapar. Günler geçmesine rağmen bir cevap alamayan Ahmet Muhtar’ın dayanacak gücü kalmamıştır. Bir gün Konsolosluk görevlilerine, “Yeter artık! Ben ilim elde etmek istiyorum. Ya izin verin ya da ben bir yolunu bulup gideceğim.” diye çıkışır.  Bu cümleleri işiten Konsolos, Ahmet Muhtar’ı yanına çağırır ve ona önce Kur’an, sonra tefsir, derken İslami ilimler hakkında sorular sorar. Ahmet Muhtar’ın her bir soruya ayrı ayrı derinlemesine cevap verdiğini gören Konsolos, kendisine vize verir. Meşakkatli bir yolculuğun ardından Mısır’a varan Ahmet Muhtar, el-Ezher Üniversitesinin imtihanlarında başarılı olur ve ilmin kapısı kendisine ardına kadar açılır. Mısır’da Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Zahid Kevseri, Ali Kevser Efendi ve Muhammed İhsan Efendi’den dersler alır. 

Ahmet Muhtar, yaz tatili için Türkiye’ye geldiği günlerden birinde İstanbul’a gider. Arkadaşı ve talebesi Ömer Biçer’in kız kardeşine talip olur. Babası, “Evladım! Ben hocaları severim. Sen benim oğluma yıllarca hocalık yaptın. Kızıma en iyi şekilde bakacağından zerre kadar şüphem yok. Allah ikiniz hakkında da hayırlı olanı kılsın!” der. Ahmet Muhtar, Dürdane Hanımla mutlu bir yuva kurar, eşinin de rızasıyla ilmini devam ettirmek üzere birlikte Mısır’a dönerler. 

1962 yılının Temmuz ayıdır. On iki yıllık eğitim hayatından sonra Ahmet Muhtar, eşiyle birlikte bir daha ayrılmamak üzere Türkiye’ye geri döner ve daha fazla insanı ilimle buluşturmak gayesiyle İstanbul’a yerleşir. Orada bir ev kiralar. Bir yandan yıllar önce verdiği “Hiçbir ücret almadan talebe okutacağım.” sözüne riayet ederek ders okutmaya başlayan Ahmet Muhtar, diğer yandan da ailesinin geçimini sağlamak üzere geçmişte yaptığı sanatlardan biri olan baklavacılığa başlar. 

1977 yılına gelindiğinde Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın hayatında yeni bir sayfa açılır. Bu açılan güzide sayfa İstanbul Haseki Eğitim Merkezi’dir. Ahmet Muhtar, talebelerini evlatları olarak görmüş, onlara karşı daima sevgi dilini kullanmıştır. Dersin birinde talebeleri dersle ilgisi olmayan mantıksız sorular sormaya başlar. Ahmet Muhtar, onların gayriciddi bu hâllerine rağmen dersine devam eder. Sonunda bir talebesi ayağa kalkar ve “Hocam! İmtihanı kazandınız.” der. O, “Evlatlarım! Hayırdır ne imtihanını kazandık? İmtihanı hocalar yapmaz mı?” der. Bunun üzerine öğrencileri, “Hocam, ‘Kırk beş sene talebe okuttum. Hiçbir talebeme kızmadım, onların gönlünü kırmadım’ derdiniz, biz de bakalım, hocamıza yerli yersiz sorular sorarsak yine de kızmayacak mı? dedik. Gördük ki siz hakikaten kimseyi incitecek bir mizaçta değilsiniz.”

Ahmet Muhtar, hayatının sonuna kadar bir medrese gibi gördüğü evinde de ders okutmayı ihmal etmemiştir. Talebelerini gruplara ayırmıştır. Bir grup din görevlisine Arapça, tefsir ve hadis dersleri verir. Bir başka grupta kadınlara yönelik Arapça, temel dinî bilgiler ve meslek dersleri okutur. Diğer bir grupta ise komşularının haklarını gözeterek mahallesinde bulunan genç kızlara ve kadınlara yönelik Kur’an-ı Kerim öğretimi ve din dersleri eğitimi gerçekleştirir.

1925 yılında beş yaşındayken ilim elde etmeye başlayan Ahmet Muhtar Büyükçınar, hayatın türlü meşgalesine rağmen okumaktan ve okutmaktan asla vazgeçmez. Hayatının sonlarına doğru kitaplar kaleme alarak, bu dünyada sadaka-i cariye olarak kendisinden istifade edilen bir ilim bırakır. Günümüz problemleri karşısında mutluluğu bir türlü yakalayamayan insanlara, Kur’an ve hadislerin ışığında mutlu bir hayat yaşamanın yollarını göstermeyi hedefleyen “Mutluluk Yolları Hayat Kitabı”, hatıratını yazdığı “Hayatım İbret Aynası”, ayrıca “Bütün Yönleriyle İslam İlmihâli” adlı kitaplarını kaleme alır. Yine “Gassanlı Hind”, “Hadislerle Hz. Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık”, “Muvatta”, “Sünenü’n-Nesâî”, “Hadislerle İslam (et-Tergîb ve’t-terhîb)” kitaplarını tercüme ederek Türkçemize kazandırır.

Ahmet Muhtar Büyükçınar, uzun süren bir hastalık devresinin ardından 6 Nisan 2013’te Yalova Devlet Hastanesinde vefat etti, ertesi gün Esenköy Mezarlığına defnedildi. Yüce Rabbim, başta hocamız Ahmet Muhtar Büyükçınar olmak üzere ilim ve gönül ehli olan tüm hademe-i hayrata rahmet eylesin. Açmış oldukları kutlu yolda yürüyebilmeyi bizlere lütfeylesin.

Kaynak: Diyanet Haber

Yazı İçi Makale Altı Reklam Alanı
Yazı İçi Benzer Yazı Altı Reklam Alanı
Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın